Gezi Defteri
TATİLLERLERİ
Adrasan
GEZİYORUM
Güneye uzanan son nokta:
Adrasan
Akdeniz bölgesinin haritasını gözünüzün önüne getirin. Antalya'dan Kaş'a doğru
en uç çıkıntı, yani güneye uzanan son nokta, "Gelidonya Burnu"na gidiyoruz. Bu
bölgede coğrafi konum itibariyle güneş denizden doğup, denizde batıyor. Yine
burada kontak kapatıyor ve kendinizi Akdeniz'in boncuk mavisi sularına
bırakıyorsunuz.
taşımışlar. Adrasan ismi Rumca'dan geliyor ve belde yeni adıyla Çavuşköy olarak
da tanınıyor. Sırtını Beydağları'na dayamış olan koyun zemini kum ve denizi sığ
çevresi ise karayolu olmayan birbirinden ilginç doğal güzelliklerle dolu. Su
sporlarına meraklı olanlar için de, eşi bulunmaz bir parkur niteliği taşıyor.
Deniz suyu sıcaklığı yüksek ve sezonu uzun yörede, özellikle berrak ve 29
metreye yakın sualtı görüş mesafesine sahip deniz, balıkadam ve sualtı
fotoğrafçıları için yeterli şartları oluşturuyor.Adrasan Koyu, Deresi ve Çevresi
Tarifi zor bir atmosfer ayrılmak istemeyeceğiniz bir ortam. Gerçek dinlenmenin tam adresi Adrasan. Antalya, zaten turistlerin olmuş, bir kalabalık, bir sıcak, bir telaş kent içinde yoğrulurken Adrasan Antalya'nın 100 km uzağında huzur, sakinlik, vaat ediyor.
Antalya - Kaş yolu üzerinden ayrılıyor denize doğru 22 km lik yolu kullanarak Adrasan'a iniyoruz. Belde girişine yaklaşırken karşımıza çıkan çınar ağacı pek dikkat çekmese de sola Adrasan Deresi paralelinde denize yaklaşırken bambaşka bir dünya ile tanışıyoruz. Yola gündüz çıkanlar eğer hava karardıktan sonra yöreye ulaşıyorlarsa bu daha da şaşırtıcı oluyor.
Derenin yol tarafında araç trafiği, otopark imkanı için kullanılırken İstanbul Boğaz köprüsüne
benzeyen
sistemle kurulmuş olan asma köprüler tesislerin bulunduğu karşı yakaya geçme
imkanı sağlıyor. Gerek köprülerin gerekse tesislerin dizaynını gösterir şekilde
dizilmiş şerit ampuller farklı bir atmosfer yaratıyor. Denize doğru aktığı belli
olmayan Adrasan Deresi içine kurulmuş özel loca teraslar ve çevresinde yüzen ve
bir türlü doymak bilmeyen ördekler, kazlar şaşırtıcı bir güzellik sergiliyor.
Özel hava akımına sahip dere boyunca esintili hava doğal klima görevi görüp nemi
dağıtarak serinlik sağlıyor. Ocak Şubat aylarında yağışların etkisiyle derenin
su seviyesi yükseliyor. Bunun dışında kalan zaman içinde ılık bir kış geçirmek
isteyen yerli yabancı turistler değişken ve zindelik veren taze havanın keyfini
sürüyorlar. Uzun bir yaz mevsimi olan Adrasan'da anıtlaşmış çınar ağaçları
gölgesinde konaklayan tatilciler zamanın büyük bölümünü bahçe, teras ve
Adrasan'ın
100
adım uzaklıktaki ünlü kumsalı ve denizinde geçiriyorlar. Kumluca ilçesine bağlı
Adrasan'ın 2 km'lik kumsalı boyunca koyun sol başı Dere Mevkii olarak anılıyor.
Tahtalı Dağları'ndan doğan kaynak suyu bünyesinde levrek, kefal gibi balıklar da
barındırıyor. Koyun sağ başı ise otellerin pansiyonların bulunduğu hatta ikinci
sokağın da açıldığı yoğun bölüm olarak da dikkat çekiyor. Çevreye ve yürüyüşe
meraklı olanlar için trekking alanları bulunuyor. orman yolunu tercih edenler
denize bakarak yürüyor. Bu yol iki saatlik bir normal yürüyüşle Sazak Koyu'na
götürüyor. İkinci seçenek de Adrasan Koyu'ndan Gelidonya Burnu'na yürünebiliyor.
Bu güzergahta Mavikent Kesebaşı'na ulaşılıyor. Gelidonya Deniz Feneri'ne gitmek
isteyenler belli bir noktaya kadar araç yoluna da sahip olan hat üzerinde, daha
sonra zeytin ağaçları arasında rampa yukarı doğal ortamda yürüyüşlerini
tamamlıyorlar. Mavikent-Gelidonya arasında denizin en haşin anında bile en sakin
sığınak yeri olarak ünlenen
kumsalı ve plajı ile cazibesini koruyan Oturak Koyu görülebiliyor. Oturak
Koyu'ndan yakınlarında Karaöz Mahallesi ile karşılaşanlar Ankaralıların mekanı
olarak bilinen 200'e yakın villanın süslediği günübirlik piknik alanlarına sahip
bir başka özel koya giriyorlar. Karaöz'ün devamında sahili takip ederek Papaz
İskelesi adlı koy çam ağaçları gölgesinde bir başka günübirlik piknik alanı
olarak hizmet veriyor. Diğer yandan obaların da yer aldığı Antalya'nın en büyük
kıyı şeridi olan Mavikent'te Finike'ye kadar ulaşan 25 km'lik kumsal istikbal
vaadediyor. Adrasan'da düzenlenen faaliyetler arasında dalgıç okuluna kayıt alan
öğrenciler, tatile gelenler dalış kursları alabiliyor. Hergün grup dalışları
Üçadalar mevkii ile
Pırasalıada
ve Suluada mevkii'nde 25-30 metrede gerçekleştiriliyor ve öğrenciler kurs
sonunda dalış sertifikalarına kavuşuyorlar. Papaz Koyu'na yanaşan tekneler tuttukları balıkları Reis Balıkçılık irmasına teslim ederken diğer amatör balıkçılar da kayalık mevkiilerde zıpkınla veya oltayla balık iri balıklar yakalayabiliyorlar.
Bölgede Musa Dağı'nın zirvesinde 170 dönüm üzerine kurulu ilk Olympos, Fethiye-Antalya Lykia yolu üzerinde 2,5 saatlik yürüyüşle görülebiliyor. Harabeler arasında sarnıçlar, kent giriş kapısı, küçük tiyatrosu, güney tepesinde ikişer katlı villalar, kemer kalıntıları, kazı çalışmalarıyla gün ışığına çıkmayı bekliyor. Olympos denizi gören tepenin diğer yüzü Adrasan Ovasını seyrediyor. Avusturyalı arkeologların buluntularına göre taşlar üzerinde yazılı olan Teo Olympos "Tanrı için Olympos" anlamına geldiği belirtiliyor. Yıkılan taşlardan geriye "OLYM" harflerini gösteren oyma taşlar görülebiliyor.
Çeşitli
baskınlar sonucu Olympos'tan sürülen Olymposlular bugünkü Olympos'a gelmişler.
Bu nedenle günümüzdeki Olympos bu isimle anılırken gerçek Olympos'un Musa Dağı
tepesinde olduğu belirtiliyor. Adrayanos döneminde gözcülük amacı için yapılmış
iki kale günümüzde de varlığını sürdürüyor. Yörede ki yayla'da yaşayan yörük köylüleri kendi ürettikleri tulum peyniri, tereyağı, kokulu portakal balı ve köy yumurtasını çevredeki turistik tesislere vererek değerlendiriyorlar.
Tekne turları
Adrasan'dan günübirlik tekne turlarına katılanlar için, iki seçenek bulunuyor. Bunlardan birincisi 3300 yıl önce batıp Amerikalı deniz bilimcisi George Bas'ın üzerinde çalıştığı Fenike batığının bulunduğu Gelidonya Burnu ve Beş adalar yönüne. Diğeri ise bu turun tam aksi yönüne yapılan Sazak, Porto Ceneviz koyları turu.
Önce birincisine, Gelidonya Burnu tarafındaki Suluada'ya gidiyoruz. Sabah 10:00 gibi Adrasan sahilinden kalkan ve kişi başına 15 milyon ödenen yemekli tam gün gezilerden birine katıldım. İlk durak Suluada. Küçük bir ada olmasına karşın, adanın içinden yaz-kış soğuk olan bir su çıkıyor. Böbrek hastaları için taş düşürmede ve kum dökmede faydalı olduğu söyleniyor. Akdeniz foklarının (Ayı balığı da deniyor) barınağı olan adada, balıkçılar daha çok kışın koloni halinde yaşayan fokları gördüklerini anlatıyorlar. Yol boyunca yunuslar uzaklarda da olsa, teknedekilere eşlik ettiklerini gösteriyorlar. Yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonrası, Suluada'nın uzak tarafına geçip küçük beyaz çakıl taşlarından oluşan cam göbeği renkli plaja demir atılıyor. Gün içinde 3-4 teknenin yanaştığı bu plajda, kendinizi doğanın natürel dokusu içinde buluyorsunuz. Şnorkel ve gözlükle deniz dibine dalıp merakınızı gideriyor, tekneden sahile, sahilden tekneye defalarca yüzüp temiz havanın etkisiyle iştahınızın açıldığını görüyorsunuz. Öğlen saatlerinde tekne mürettebatı mangalları yakmaya başlıyor. Balık, tavuk, et ızgara, cız-bız kokuları birbirine karışıyor. Ekmekler kesiliyor, mevsim salataları yapılıp, limonlar bölünüyor, altın sarısı renkli patatesler kızartılıyor. İşte tam bu sırada tuz oranı hayli yüksek denizden nasibini almış, baterinin cam derisi gibi gergin, bronzlaşmış teninizle denizden çıkıp teknenin gölgelik bir yerinde serinliyorsunuz. Ortaya konan yemeklerden tabağınıza alıyor ve soğuk içeceklerle hafif hafif beşik gibi tatlı tatlı sallanan teknede yemeye başlıyorsunuz. Benim bindiğim tek
nenin
müzik yayını yapan hoparlörlerinden bilmem kaçıncı baharını yaşayan "Gal
kaplanı" Tom Jones'un "best"leri duyuluyordu. Kesinlikle 5 yıldızlı
restoranlarda bulamayacağınız bu keyif sırasında, bir an gözlerinizi kapayıp
gerçek tatilin bu olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Yemek sonunda kalan ekmek
kırıntılarını denize attığınızda toplanan yüzlerce balık, denizi akvaryuma
çevirmeye yetiyor. Öğleden sonraki dinlenme ve yüzme molalarında, sahildeki
kumluk bölgelerde kızgın kum kürüne girme imkanı da var. Plajdan demir alıp
Suluada'nın soluna paralel ilerleyen tekneler, adanın su seviyesinde kayıkların
geçebileceği bir tünele geliyorlar. Doğanın bu şaşırtıcı sürprizi, denizin kaya
ile ilişkisini gözler önüne seriyor. Denizin durgun zamanında adanın arka yüzüne
yanaşanlar, suyun kaynağına ulaşıyor ve kaynağın çevresindeki kayalıklara
isimlerini yazmayı ihmal etmiyorlar. Suluada'nın tam karşısında ise bir başka mola yeri, "Kelleci koyu" bulunuyor. Yatların sıkça ziyaret ettiği bu koyda da kayalardan süzülen tatlı su kaynaklarını görmek mümkün. İri taneli kum plajdan denize girilip buradaki molada teknelerde kesilen, soğutulmuş karpuzlar yeniyor. Saat 18:00'e doğru dönüşe geçilirken arzu üzerine Adrasan koy ağzındaki son deni
z
banyosu molasıyla geziye son veriliyor. Tuzlu suyun kavurucu etkisi, gölgede
bile denizden yansıyan ışıklar ve ılık esen rüzgar nedeniyle bir günde
yanabildiğiniz ya da en azından kızardığınız bu gezilerin ikinci seçeneğinde,
yine Adrasan'dan çıkılıyor. Ancak bu kez Antalya yönüne sapılıyor. İlk durak
yöre halkından bile pek az kişinin bildiği çok ilginç bir fiyord. Denizin "S"
çizerek içeri haliç yaptığı bu bölüme, "Gemleyik" deniliyor. Kaçamak yapmak ve
saklanmak için ideal olan bu doğa harikasının hemen yanı başında, hoş bir plaj
bulunuyor. Aynı bölgede bir de küçük teknelerin dönebileceği büyüklükte mavi
fosforlu bir mağara yer alıyor. Su altından karşı bölüme geçit veren bu
mağaradan yaklaşık 40 dakikalık bir yolculukla, bu defa Sazak koyuna
geliyorsunuz. Teknelerin uyuduğu doğal bir liman olan bu koya "Balayı koyu" da
deniyor. Yarımadanın diğer tarafında bulunan koyun ismi ise "Porto Ceneviz". Bu
yöne yapılan turlarda yine deniz banyoları, yemek molaları verilip doğanın tüm
cömertliğini içinizde hissediyor, Adrasan'a dönerek tekne bağlıyorsunuz. Adrasan'ın kapalı koyu, geniş ve uzun bir kumsala sahip. Her yerinden denize girme imkanı var. Koyun karşısındaki Musa Dağı'na bağlı Eliğ, tepesi çökmüş bir deveyi andıran silueti ile ilgi çekiyor. Koyun başında Markız tepesi yer alıyor. Adrasan koyunun her iki tarafından çıkılan orman içi yükseklikler, koyun ne kadar estetik olduğu konusunda fikir sağlayacak güzellikler sergiliyor. Çevre gezilerine meraklı olanlar için Olympos antik kenti, sönmeyen ateşiyle mitolojik dağdaki Yanartaş, en yakın gezi yerleri. Çıralı, Kaş, Demre, Myra, Patara, Xantos, Phaselis ve Antalya ise diğer uğrak yerleriniz olabilir.

Gelidonya Feneri
Kumluca ilçesi taşlık Burnu'nda bulunan fener, Türkiye kıyılarının en yüksek feneri olup, 227 m yükseklikte ve denizden 3 km içerde yanıp sönmektedir. Ayak basılmayacak kadar sivri kayalıklar üzerine inşa edildiğinden ulaşım oldukça zordır. Fenere elektrik ulaştırılamadığından günümüz teknolojisinde hala elle kurularak çalıştırılmaktadır. Bu masalsı fener Akdeniz'deki görevine denizcilere hizmet vererek devam etmektedir.
Bugün 4 ziyaretçi (4 klik) kişi burdaydı!
Hızla Büyümeye Devam Ediyoz...


